Konya’nın Tek Tahta Kaşık Ustası

Konya’nın Tek Tahta Kaşık Ustası

Konya’nın Tek Tahta Kaşık Ustası

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ‘ölmeye yüz tutmuş sanatların yaşayan ustaları’ projesi kapsamında ismi geçen Konya’nın yaşayan tek Kaşık Ustası Mustafa Sami Onay, zaman içerisinde Kültür Bakanlığı ve Unesco’ya kayıtlı sanatçılar arasına girer ve ardından ‘2015 yılı Ahisi’ seçilir.

KAŞIK USTASININ TAHTA KAŞIK SAVAŞI

ÇOCUKLUĞUNDAN İTİBAREN TAHTA KAŞIK YAPAN KAŞIKÇI MUSTAFA SAMİ ONAY, METAL KAŞIKLARA KARŞI SAVAŞ VERİYOR. TAHTA KAŞIĞIN SAĞLIĞA ZARARLI OLDUĞU YÖNÜNDEKİ SÖYLEMLERİ ÇÜRÜTMEK İÇİN SAĞLIK BAKANLIĞI’NDAN ONAY ALAN MUSTAFA SAMİ USTA, HİÇBİR KİMYASAL KULLANMADAN TAHTA KAŞIK ÜRETMEYE DEVAM EDİYOR.

Modern teknoloji karşısında el sanatlarımız yok olmaya iyice yüz tutarken, kendi öz kültürümüze ait bu değerleri, zamana ve teknolojiye meydan okuyarak yaşatmaya çalışanlar hala var. Bu sanatlar arasında yer alan ve bir zamanlar zorunlu ihtiyaç olduğundan fazlasıyla üretilen, şimdilerde ise sadece geçmişe özlem duyanların görmek ya da sahip olmak istediği tahta kaşıklar da son ustalarını ağırlıyor. Biz de unutulmaya yüz tutulan bu sanatı Konya’da devam ettiren Mustafa Onay’la konuştuk. Kendisi bu mesleği sürdüren Konya’daki ‘tek usta’ olarak ilgili belgelerde de kayıtlı bulunuyor.

Çocukluğundan itibaren tahta kaşık yapan Kaşıkçı Mustafa Usta, metal kaşıklara karşı savaş veriyor. Tahta kaşığın sağlığa zararlı olduğu yönündeki söylemleri çürütmek için Sağlık Bakanlığı’ndan onay alan Mustafa Usta, hiçbir kimyasal kullanmadan tahta kaşık üretmeye devam ediyor. Bundan 20 yıl kadar önce yaşadığı sağlık probleminden dolayı sağ bacağının bir kısmını kaybeden Mustafa Usta, engeline rağmen hayattan, çalışmaktan ve sanattan hiç kopmadı. Onay, yıllar önce bırakmak zorunda kaldığı tahta kaşık yapımına, maddi imkânsızlıklarına rağmen 8 yıl önce tekrar başladı. Mustafa Usta, bu sanatı gelecek nesillere aktarabilmek ve yaşatabilmek adına, atalarından gördüğü şekilde, aslına sadık kalarak kaşıklarını üretiyor.

TAHTA KAŞIK DEYİP GEÇMEYİN

Mustafa Usta tahta kaşığın inceliklerini şöyle anlatıyor: “Yemek yiyebilmek için kullanılacak olan bir tahta kaşığın sağlıklı olması şart. Bunun için eskiden yapılan tahta kaşıklar tamamen organik, insan sağlığına zararlı hiçbir kimyasal bulundurmayacak şekilde üretilirdi. Doğru kullanıldığında ve temizlendiğinde asla mikrop barındırmayan ahşaptan kaşık yapmak çok titizlik isteyen birçok aşamadan geçer.”

KONYA’DA KAŞIKÇILIK MEVLİVİLER SAYESİNDE YAYGINLAŞTI

Mustafa Onay, 1960 yılında, Kaşıkçılar Mahallesi olarak da bilinen Konya’nın Hacı Fettah Mahallesi’nde dünyaya geldi. Beş çocuklu bir ailede, dedesi, babaannesi ve halaları ile birlikte büyüyen Onay’ın doğduğu andan itibaren etrafında gördüğü kadın, erkek, çoluk, çocuk herkes kaşık yapıyordu. O zamanlarda yemeklerde sadece tahta kaşık kullanıldığından bu mesleğe de talep vardı. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde, her ne kadar Konya’yı, ‘dört tarafı ormanlarla kaplı bir diyar’ olarak tarif etse de bugün çok fazla ağacın bulunmadığı bu ilde, kaşıkçılığın bu kadar yaygın olmasında, Hz. Mevlana ve dergâhlarının çok fazla etkisi olduğunu belirtiyor Mustafa Usta ve şu bilgileri paylaşıyor: “O dönemde Mevlevi tarikatına müracaat eden ve ‘muhibban’ diye anılan öğrencilerin derviş olabilmeleri için medreselerde sadece uhrevi ilimler değil dünyevi ilimlerden olan kimya, matematik gibi birçok ders almaları da gerekirdi. Bu derslerin yanında onların sabırlarının sınanması için demir dövmeciliğinden, kalaycılığa, keçecilikten, taş oymacılığına kadar birçok zor el zanaatı öğrenmeleri istenirdi. O dönemlerde ekonomik getirisi büyük olan ve yapımı da büyük bir titizlik gerektiren kaşıkçılık da bu meslekler arasında yer alırdı. O yüzden Mevleviler tarafından kaşıkçılık Konya’da fazlasıyla yaygınlaşmıştır.”

Mustafa Sami Onay; “Yapmış olduğumuz kaşıkların saplarına ‘Konya Hediyesi’, ‘Yeşil Konya Hediyesi’ ve ayrıca tasavvufi sözlerden oluşan ‘Afiyetle Yeyin’, ‘Sevelim, Sevilelim’, ‘Hoşgör’, ‘Edeb Ya Hu’ gibi sözler yazmamız Konya tahta kaşıklarıyla yıllar içerisinde özdeşleşmiştir.” diyor.

KAŞIKLAR EV HALKI TARAFINDAN YAPILIRDI

Lakabı bugün hala ‘kaşıkçı’ olan Onay, 8 yaşından beri kaşık yapıyor. O yıllarda kaşıklara talebin çok fazla olduğunu, yakın köylerden ham hali yapılarak gelen kaşıkların Konya’ya desenleri işlenip boyanması ve ruganlaması için getirildiğini anlatıyor Mustafa Usta. Talep fazlalığı olduğundan dolayı yetiştiremedikleri kaşıkların kalıbını çizip, mahalledeki hanımlara boyamaları için verdiklerini belirtiyor. Ev halkının kaşıklarını da kendilerinin yaptıklarını belirterek, “O dönemde kaşıkçılık yapan herkesin Mevlana Caddesi’nde dükkânları olurdu. Toptan ve perakende her tür satış buradan gerçekleştirilirdi.” diyor.

METAL KAŞIKLAR ÇIKTI TAHTA KAŞIKLAR BİTTİ

Mustafa Onay, bir yandan kaşık yaparak ailesine yardım ederken bir yandan da okul hayatına devam eder. Liseyi bitirdikten sonra evlenir ve 1978 yılında babasının vefat etmesiyle birlikte mesleği artık tek başına sürdürmeye başlar. Ama ne yazık ki süreç içerisinde metal kaşıkların yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmasıyla artık pek tercih edilmeyen tahta kaşıklara rağbet iyice azalır. Bu yüzden Onay, 1992 yılına gelindiğinde istemeyerek de olsa kaşıkçılık mesleğini bırakmak zorunda kalır. Bir süre el dokuması halı ve kilimcilikle uğraşan Kaşıkçı Mustafa’nın, aileden gelen genetik bir rahatsızlıktan dolayı sağlık problemleri baş göstermeye başlar. Kılcal damar tıkanıklığı yaşamasından dolayı sağ ayağı kesilen Onay, rahatsızlığını hiçbir zaman yapacaklarına engel olarak görmez. Aksine bunu, Cenab-ı Hakk’ın kendisine erken verdiği bir hediye olarak görüp, “Nar’ıyla da, nur’uyla da eyvallah.” diyerek tevekkülünü ve sonsuz şükrünü dilinden hiç düşürmez. Engelinden dolayı sanatını aktif bir şekilde yürütemeyerek, kâtipliğe başlar.

YILLAR SONRA TEKRAR KAŞIK YAPMAYA BAŞLADI

Mustafa Onay’ın yıllar sonra tekrar tahta kaşık yapmaya ve satışa sunmaya yönelmesi, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek sayesinde olur. Başkan Akyürek, Mustafa Usta’dan, Sanat Sokağı’nda yer tutarak, mesleğini yeniden icra etmesini ister. Sami Onay, sanatı tekrar hayata geçirmesini isteyen Akyürek’i kırmaz ve Mevlana Müzesi’ne 10 dakika uzaklıktaki Sanat Sokağı olan Tarihi Mengüç Caddesi’nde, kiraladığı atölyesinde kaşıkçılık mesleğine geri döner. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ‘ölmeye yüz tutmuş sanatları yaşayan ustaları’ projesi kapsamında yapılan araştırmalarda ismi geçen Mustafa Onay, zaman içerisinde Kültür Bakanlığı ve Unesco’ya kayıtlı sanatçılar arasına girer ve ‘2015 yılı Ahisi’ seçilir.

TAHTA KAŞIK ALAN NEREDEYSE YOK DENECEK KADAR AZ

Türkiye’de bulunan yedi, Konya’da ise kalan tek kaşık ustasının sanatını sürdürecek tek çırağı kızı. Kaşıkçı Mustafa Usta, atölyesinde kaşıklarını yapmaya devam etse de çok fazla sipariş olmadığı için yeni kaşık üretemeden elindeki stokları tüketmek için çalışıyor. Bu konuda özellikle belediyelerden, kültürü yaşatmak ve tanıtmak adına çeşitli organizasyonlarda hediye ettikleri çini işçiliği tabakların yanına tahta kaşıkları da eklemelerini bekliyor. Böylece sipariş alabileceğini ve işlerin durumuna göre yeni çıraklar yetiştirebileceğini düşünüyor. Şu anda elinde şimşir ağacından oluşan yeterli sayıda stok olduğunu, 20 dakikada bir kaşık yaptığını aktaran Onay, gelecek taleplere cevap verebileceğini dile getiriyor.

SAĞLIK BAKANLIĞI’NDAN ‘TAHTA KAŞIK’ İÇİN ONAY ALDI

Bazı yemeklerin, özellikle de arapaşı ve bamya gibi çorbaların, çok sıcak ikram edildiğini belirten Mustafa Usta, bu yemeklerin, metal kaşık yerine tahta kaşıkla yenilmesinin lezzeti arttırdığını söylüyor. Tahta kaşıkların yaygın söylemlerin tersine hiçbir şekilde mikrop barındırmadığını da ifade eden Mustafa Onay, bu kaşıkların sağlıklı olduğuna dair Sağlık Bakanlığı’ndan da onay belgeleri alarak, atölyesinin duvarlarına asıyor.

TAMAMEN ORGANİK BOYALAR KULLANILIYOR

“Yapılacak olan kaşıkların da türleri var. Çorba, yemek, pilav, tatlı, bulgur, hoşaf, kahve, mama kaşığı gibi bir sürü çeşidi olan kaşıkların her birinin ölçüleri birbirinden farklı. Kaşıkların şekilleri verildikten sonra eğer bunlar yemeklik olacaksa ona göre desenler yapılmaya başlanır. İnsan sağlığına zararlı olmasın diye ben yemeklik kaşıklarda kullandığım tüm renkleri ottan çöpten kaynatarak elde ettiğim boyalarla boyarım.” diyen Mustafa Onay sözlerine;  “Gördüğünüz gibi eski zamanlarda, insan sağlığına ve ürün kalitesine bu kadar önem verilirdi. Şimdilerde kimyasallarla yapılan ürünlere baktığımızda, büyüklerimizin neden daha sağlıklı yaşadığını daha iyi anlıyoruz. Ben de vernik kullanabilirim ama benim asıl amacım bu sanatı atalarımızın yaptığı şekilde yaşatmak ve de sonraki nesillere öğretmek. Bunun için hayatımın sonuna kadar elimden ne geliyorsa yapmaya gayret edeceğim.” diye devam ediyor.

“YEMEK YİYEBİLMEK İÇİN KULLANILACAK OLAN BİR TAHTA KAŞIĞIN SAĞLIKLI OLMASI ŞART. BUNUN İÇİN ESKİDEN YAPILAN TAHTA KAŞIKLAR TAMAMEN ORGANİK, İNSAN SAĞLIĞINA ZARARLI HİÇBİR KİMYASAL BULUNDURMAYACAK ŞEKİLDE ÜRETİLİRDİ. BUNLAR DOĞRU KULLANILDIĞINDA VE TEMİZLENDİĞİNDE ASLA MİKROP BARINDIRMAZDI.”

TAHTA KAŞIK NASIL YAPILIR

“İlk aşama olarak kullanılacak ağacı iyi belirlemek gerekir. Dut, kestane, abanoz, diş budak ve zeytin ağaçlarından da yapılan tahta kaşıklar için en uygun ağaç şimşir ağacıdır. Şimşir ağacının diğerlerine göre farkı en başta çok sağlam olması, suya karşı dirençliliği, mikrop barındırmaması ve diğerlerine nazaran daha parlak olmasından kaynaklanır. Ben tahta kaşıkları yaparken şimşir ağacından başka malzeme kullanmıyorum. Şimşir ağacı Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından koruma altına alındığından onları kesmek yasak. Ama ağaçların sağlığı için budanan odunlar orman köylülerine yakacak olarak verilir. Bunların kaşık yapımıyla ilgilenen benim gibi ustalara gerekli olduğunu bilen köylüler, onları biriktirerek bize satar. Biz bu ağaçlarla kuru ise hemen kaşık yapabiliriz ama değilse 2 yıl kadar güneş görmeyen ve aşırı rüzgâr almayan bir yerde kurutmaya bırakırız.”

 

BİR KAŞIĞIN RUGANLANMA İŞLEMİ 21 GÜN SÜRÜYOR

Kaşıkların üzerindeki cilanın sürülme işi de çeşitli aşamalardan geçiyor. Tamamen organik olan bu rugan, Çin işi kimyasal kaşıkların üzerinde olduğu gibi vernik değil. Bu ürün yazın ağaçların gövdesinden akan çam sakızı (püs)’ndan yapılıyor. Tatlı badem yağı ve keten tohumu yağının belirli oranda karıştırılmasının ardından püsün kaynatılma aşamasına geçiliyor. İnanması güç olsa da 38 saat süren bu kaynama işlemi tülbentle süzme işleminin ardından 8 saat daha devam ediyor. Tekrar tülbentten geçirildikten sonra elle sürülen bu ruganın kaşığa sürülme işlemi ise yine kendine has bazı işlemlerden geçiyor. Örneğin kaşığa ruganın sürülmesi için kuşluk vakti ve ikindi namaz vakti tercih ediliyor. Bunun nedeni ise bu vakitlerde yeryüzündeki oksijen oranının yüksek olması. Birinci katın sürülmesinden itibaren üç gün kuruması beklenen bu ruganlar için aynı saatlerde aynı işlemle tam yedi defa yapılıyor. Dolayısıyla bir kaşığın ruganlanması, 21 günü bulan özel zaman ve emek gerektiren bir işleme tabi oluyor.

Kaybolmaya Yüz Tutmuş Meslek Ustalarının son temsilcilerinden olan Mustafa Sami Onay son olarak şunları söylüyor; “ŞİMDİLERDE KİMYASALLARLA YAPILAN ÜRÜNLERE BAKTIĞIMIZDA, BÜYÜKLERİMİZİN NEDEN DAHA SAĞLIKLI YAŞADIĞINI DAHA İYİ ANLIYORUZ. İSTESEM BEN DE VERNİK KULLANABİLİRİM AMA BENİM ASIL AMACIM BU SANATI ATALARIMIZIN YAPTIĞI ŞEKİLDE YAŞATMAK VE DE SONRAKİ NESİLLERE ÖĞRETMEK.”